<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523</id><updated>2012-02-12T19:28:05.910+02:00</updated><title type='text'>iruneach</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-4278228790812607285</id><published>2012-01-24T01:20:00.001+02:00</published><updated>2012-01-25T11:49:13.567+02:00</updated><title type='text'>En Güzel Yerinde Evin | Büyük Ev Ablukada</title><content type='html'>&lt;object height="94" width="422"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE2NjM1MDE2IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE2NjM1MDE2LTZmMCI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTQ2Njg0MSI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMjczNjEwMjI7fQ==&amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="94" width="422" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtzOjg6IjE2NjM1MDE2IjtzOjQ6ImNvZGUiO3M6MTI6IjE2NjM1MDE2LTZmMCI7czo2OiJ1c2VySWQiO3M6NzoiMTQ2Njg0MSI7czoxMjoiZXh0ZXJuYWxDYWxsIjtpOjE7czo0OiJ0aW1lIjtpOjEzMjczNjEwMjI7fQ==&amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;üzgünüm eskisi gibi değil lunapark&lt;br /&gt;bi' yanıp bi' sönerken hiç gitmemiş gibi ışıklar&lt;br /&gt;ama baksana bana gölgeme döndüm halim perişan&lt;br /&gt;bi' yanıp bi' söner,&amp;nbsp;bi' yanıp bi' söner,&amp;nbsp;bi' yanıp bi' söner&lt;br /&gt;hiç gitmemiş gibi ışıklar ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen nehirleri yataklarında ayırırdın da örterdin üstümü&lt;br /&gt;hani yuvarlanıverirdi taşlar hani canları isterse.&lt;br /&gt;en güzel günleriydi onlar ama geri geleceklermiş gibi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sefer, mutsuzum ama keyfim yerinde&lt;br /&gt;gel beraber diye değil.&lt;br /&gt;karanlık, artık hurda bir eşyadır&lt;br /&gt;ve en güzel yerinde durur evin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen nehirleri yataklarında ayırırdın da örterdin üstümü&lt;br /&gt;hani yuvarlanıverirdi taşlar hani canları isterse&lt;br /&gt;lunapark, üzgünüm diye değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sefer mutsuzum ama keyfim yerinde&lt;br /&gt;gel beraber diye değil.&lt;br /&gt;karanlık, artık hurda bir eşyadır&lt;br /&gt;ve en güzel yerinde durur evin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-4278228790812607285?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/4278228790812607285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=4278228790812607285&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/4278228790812607285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/4278228790812607285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2012/01/en-guzel-yerinde-evin-buyuk-ev-ablukada.html' title='En Güzel Yerinde Evin | Büyük Ev Ablukada'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-457827598761328574</id><published>2012-01-17T14:41:00.002+02:00</published><updated>2012-01-17T14:49:53.094+02:00</updated><title type='text'>Mavi Halka</title><content type='html'>Benim bir bilgisayarım var. Dizüstü. Pili pek uzun ömürlü olmadığı için, kullanacağım zaman fişini prize taktığım bir bilgisayar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prizde bir şeyin olduğunu biliyorum. Prizde neyin varolduğunu da biliyorum. 220 birim uzunluğunda bir vektörün, saniyede 50 kere saat yönünün tersine dönmesiyle ifade edilen elektriksel bir enerji var. Bu enerji bilgisayarımın pilini kullanılabilir hâle getiremediği için, takip ettiği yol boyunca kullanılabilir hâle gelmesini sağlayan bir takım elektriksel aygıtlardan geçiyor. Önce bir trafoya girip boyu 220'den 12 civarına düşürülüyor, daha sonrasında ise saniyede 50 kere saat yönünün tersine dönmesin diye bir kondansatörden (sığaçtan) geçiyor. Bu, adaptör (uyumlayıcı) denen şeyin açık ifadesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın kablo aracılığıyla 220 boyunda olup saatin tersi yönde dönen enerji, uyumlayıcı sayesinde boyu 12'ye düşmüş ve artık hiçbir yönde dönmeyen bir enerji olarak ince kablo ile bilgisayarıma kadar ulaşıyor. Bütün bunların olması, aslında, beni sadece, ulaştığı noktada ilgilendiriyor: O "Mavi Halka"da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu enerji bunca yolu kadedip bilgisayarıma ulaştığında, ulaşım noktasında mavi bir halka beliriyor. O mavi halka, enerjinin bilgisayara ulaştığının bir ifadesi, dışavurumu, kanıtı hüviyetinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce ince kablonun ucunu bilgisayara, sonra da kalın kablonun ucunu prize takınca, "anında" o mavi halka görülebilir hâle geliyor. Yani diyor ki, "Burada enerji var!". "Tamam, diyorum, ne güzel. Benim istediğim de bu zaten."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işi tersine çevirince sonuç terslenmiyor. Kalın kablonun ucunu fişten çıkarıyorum ve bakıyorum ki o mavi halka orada durmaya devam ediyor. Bekliyorum, o mavi halka orada durmaya devam ediyor. Biraz daha bekliyorum, mavi halka hâlâ orada. Biraz daha bekliyorum ve mavi halka "yavaşça" kaybolmaya başlıyor ve bir süre sonra kayboluyor. Ne kadar süre sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabını bulmak benim için çok da zor değil ama ilgilendiğim durum da bu değil zaten. Şöyle ki, belirli bir süre var olmaya devam eden şey, öyle bir "an" geliyor ki, artık varolmuyor. Benim ilgilendiğim de işte tam bu "an" oluyor. "Enerjinin olduğu an" ile "enerjinin olmadığı an" arasındaki "an". Bu anda ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru yanlış olabilir zira "an", bir süreklilik bildirmediği için "-(i)yor" eki ile soru cümlesi kurmak pek anlamlı gibi değil. Sorunun nasıl sorulduğu her ne kadar bir noktaya kadar anlamlı olsa da, benim ulaşmak istediğim nokta çerçevesinde pek de önem taşımıyor. "Varolan an" ile "varolmayan an" arasındaki "an": İlgim bu noktaya yönelik. Varlıktan varolmamağa geçiş ânı, içerisinde neyi barındırıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, herhangi bir renkteki yüzey üzerine çizilmiş bir karenin tam ortadan ikiye bölündüğünü varsayalım. Sol tarafını beyaza, sağ tarafını da siyaha boyayalım. Tam ortadan geçen doğru parçası ne renktedir? Beyaz ise sol taraf, siyah ise sağ taraf diğer parçadan biraz daha büyük olacağı için tam ortadan ikiye bölmüş olamayacağız. Başka bir renk kullanırsak (yüzeyin renginden de başka bir renk), o zaman da beyaz ve siyah alanlar birbirlerine eşit olsalar bile karenin alanının tam yarısını değil, biraz daha azını ifade ediyor olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım tek çıkar yol orada bir çizginin varolmadığı varsayımı. Matematikte, bugüne kadar, bize, sürekli olarak noktanın boyutsuz olduğundan, o nedenle de bir çizginin genişliğinden bahsedilemeyeceğinden dem vurulmuş olunsa da, bu cevap beni tatmin etmiyor. ( [Sıfır] x [Sonsuz] belirsizliği vardır burada fakat o kadar derine gitmeyeceğim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada bir çizginin varolmadığını varsayarsak, beyaz ve siyah alanların birbirlerinden ayrıldıkları noktayı tam olarak belirleyebilmemize imkân olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım buradan ulaşabileceğim tek sonuç, varlık ile varolmamaklık arasında herhangi bir farkın varolmadığı sonucudur. (Varolmamaklık ile yok olmaklık aynı şey değildir. Ya da daha edebî bir ifadeyle "aynı şeyi imlemezler." Örnek ile açıklarsam matematiğe başvurmam gerekecek. Başvuruyorum. İki tane küme ele alalım: A ve B olsunlar bu kümeler. A={1,2}, B={3,4} olsun. A kümesi ile B kümesinin kesisişim kümesi nedir? Yoktur derseniz, yanılırsınız. Vardır ve boş kümedir derseniz, doğru cevabı vermiş olursunuz. 0'ın (sıfırın) neden doğal bir sayı olmadığı da bu noktada biraz daha belirginleşiyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun ucunu kaçırmamak için, demek istediğim şeyi deyip yazıyı sonlandırmamda yarar var. &lt;b&gt;Shakespeare&lt;/b&gt;'in zamanında söylediği "&lt;i&gt;Olmak ya da olmamak; işte bütün mesele bu!&lt;/i&gt;" ifadesi, artık bir anlam taşımıyor. Her ne kadar &lt;b&gt;Can Yücel&lt;/b&gt; bu cümleyi "&lt;i&gt;Bir ihtimâl daha var, o da ölmek mi dersin?&lt;/i&gt;" şeklinde çevirerek biraz daha iyi bir şekilde vermişse de duyguyu bize, kaçırdığı nokta şudur: Varolmak ya da varolmamak, temelde aynı şeydirler. Bir şeyin varlığı, aynı "anda" varolmamağı da içerisinde barındırır. Bunu da en iyi şekilde açıklayabilen olarak diyalektik, pek güzel bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; &lt;i&gt;Sonunu iyi bir şekilde bağlayamadığımın farkındayım ve bu durumdan hiç de hazzetmiyorum. Sanırım bu durumun nedeni, olayı, kafamda yeterince iyi çözümleyemememden ileri geliyor. Hâlbuki yazmadan önce gayet de iyi bir şekilde çözümlediğimi düşünmüştüm. Demek ki olgu, düşünceden daha "gerçek".&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-457827598761328574?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/457827598761328574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=457827598761328574&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/457827598761328574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/457827598761328574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2012/01/mavi-halka.html' title='Mavi Halka'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-5103727750349126237</id><published>2012-01-08T14:54:00.000+02:00</published><updated>2012-01-08T14:57:11.268+02:00</updated><title type='text'>Bir Rüyâ...</title><content type='html'>Bu gece bir rüyâ gördüm (Bugünün gecesi, günün başladığı ânda başlar. Saat gece 12'yi geçtiği zaman yeni günün gecesi başlamış olur. Saat 3 sularından itibaren ise bugünün sabahı başlar. Yani ki kişi, "bu gece" dediği zaman, uyandığı günün geçmişteki gecesini kastediyor. Kişi, öyle bir kişi işte.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle dar bir yerden geçiyor olduğumu hatırlıyorum. Istanbullular bilirler diye umarak şöyle açıklayayım bu dar yeri de: Akrasay'daki metro durağının girişin sol tarafındaki tarzda bir yer. (Tanrım, beceremiyorum cümleler kurmayı!) O sırada iki tane insan fark ediyorum bu dar yerin iki yan duvarına ayrı ayrı yaslanmış. Bir tanesinin üzerinde polis yeleği var. Onları görünce adımlarımı hızlandırıyorum. Yelekli olan sağ koluma, ben kendimi kurtarmaya meylederken diğeri de sol koluma yapışıyor. "Adın, soyadın ve kimliğin!" diyor birisi, sadece benim duyabileceğim bir sesle. Adımı, soyadımı söyleyip kimliğimi uzattıktan sonra bir süre kimliğimi inceliyorlar. Sonra da beni bırakıyorlar. (Ya da ben öyle hatırlıyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra bir kargaşanın içinde olduğumu anımsıyorum. Bir şeyler oluyor ve ben olayın merkezindeyim, bu konuda eminim. Bir adam çektiği bıçağı bana saplamak üzereyken baka bir adam bıçağı tutan ele uzanıyor ve beni kurtarıyor bıçaklanmaktan. Daha sonra beni kurtaran o adamın, rüyânın başlarında sol koluma yapışan sivil polis olduğunu fark ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra nezarette olduğumu fark ediyorum. Beni nezarette tutma nedenleri olarak "beni korumak"tan bahsediyorlar. Anlayamıyorum. Beni korumak için beni nezarete tıklamalarını aklım almıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise kendimi mahkemede buluyorum. 15 aydır içerdeymişim ve suçsuzluğuma karar veriliyor yargıç tarafından. (Sanırım bu, polisin beni korumaktan artık vazgeçtiği anlamına geliyor.) Orada, yargıç karşısında dikilir, yargıcı dinlerken, Gülşah geliyor aklıma. Onu -yine- ne kadar beklettiğimi düşünüyorken yargıç konuşmasını bitiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir ses duyuyorum ve uyanıyorum. Saat 5:45. Gülşah'tan mesaj gelmiş: "Şimdiden günaydın hayatım.:)" Ona küfrederek uykuma dönüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-5103727750349126237?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/5103727750349126237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=5103727750349126237&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/5103727750349126237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/5103727750349126237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2012/01/bir-ruya.html' title='Bir Rüyâ...'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-1287429352269632754</id><published>2011-11-29T00:33:00.001+02:00</published><updated>2011-12-08T21:29:29.320+02:00</updated><title type='text'>"Mesafe"</title><content type='html'>Edebiyatı sevmem. (Çok keskin bir giriş mi oldu? Yumuşatılabilir aslında. Meselâ "Birçok kişinin aksine edebiyatı sevmiyorum." denilebilir. Ya da "Edebiyatı, bütün çabalarıma rağmen -roman, şiir, deneme, öykü okudum, yazmayı da denedim bunlardan bazılarını anlamında- sevmeyi  bir türlü beceremedim." denilebilir. İyi ama gerçekte ne değişir? En nihayetinde tek gerçek edebiyatı sevmiyor oluşum olmaz mı? O hâlde yumuşatmanın bir manâsı yok. Olduğu gibi dile getirmek lâzım fikirleri.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatı sevmem. Nedeni basit: Beceremiyorum. Ben beceremediğim şeyleri sevmiyorum. Sevdiğim şeyleri de beceremiyorum(!) zaten. Bu durumda geriye sevilecek ne kalıyor? Bütün bu sevmediklerimi sevmiyor oluşum. Yani, ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle edebiyatı sevmemem üzerine konuşmalıyız bence, çünkü bu önemli. Çünkü edebiyatı sever gibi davranıyorum. Fakat inançlarımdan birisi de şudur ki: Bir şeyi sevmek, onu tüm yönleriyle sevmeyi gerektirir. Bu taraftan bakıldığında ben, edebiyatı tüm yönleriyle sevmediğimin farkında olarak, onu sevmediğimi söyleyebilirim. Aslında söyleyemem. Şimdi fark ettim de burada bir mantık hatası var. Şöyle ki; eğer bir şeyi sevmek için onu tümüyle, olduğu gibi sevmek gerekiyorsa, sevmemek için de tümüyle, olduğu gibi sevmemek gerekir. Birinci iddiam ikinci iddiamı tümleyemiyor, farkındayım. Açıkta kalan noktalar var ama önemli olan bu değil. Eğer ilk iddiam doğruysa ikinci iddiamın da doğru olmasını bekleyebilirim. Tüm yönlerini sevmediğim şeyi (edebiyatı), bazı sevdiğim yönleri bulunduğundan dolayı sevmiyorum diyemiyorum şu durumda. Eee? Ne oldu şimdi? Neden yazmaya çalıştım ya ben bunca şeyi? Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi "Bilirsin, bilmelisin." dediydi. Bir başkası da "Sen bilmeyeceksin de ben mi bileceğim?" dediydi. Ben bunu da bilmiyorum. Neyse, aslında konu başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4k'nin "mesafe" konusunu kendisine içerik olarak seçmiş olan yedinci sayısı yayımlanmış. (Buradan bağlantı vererek sizi yönlendirmeyeceğim. Bu yazıda o şekilde bir tahrik olmayacak. İsteyen arar, bulur.-tahriği değil, dergiyi-) Kapak olduğunu sandığım şu tasarımı gördüm az önce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1l4HwCKfyvI/TtQOjqtU5FI/AAAAAAAAA8U/uLtsMyO_6W4/s1600/00.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-1l4HwCKfyvI/TtQOjqtU5FI/AAAAAAAAA8U/uLtsMyO_6W4/s320/00.jpg" width="225" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Tasarımda aşağıya doğru indikçe, bu sayıda yazı yayımlamış insanların isimlerinin yazdığını gördüm. Kendi adımı aradım, bulamadım. Çok ilginçti. Benim adım nasıl olur da "mesafe" konusunu kendisine içerik olarak seçmiş olan bir 4k dergisinde -hem de kapağında (kapağı olduğunu düşündüğüm şu tasarımda)- bulunmazdı? Bu ne cüretti? İnanamadığım için tekrar baktım isimlerin arasında kendi adıma, ama yine yoktu. Sonra bu tasarımın bulunduğu sayfada aşağıya doğru kaydırdım sayfayı ve bir cümlenin başlangıcı olan şu kelimelere rastladım: "&lt;i&gt;"Mesafe"nin bir edebi imge olarak ele alındığı bu sayıda...&lt;/i&gt;"&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Diyor ki, biz mesafeyi edebî bir imge olarak görüyoruz. Ele de o şekilde alıyoruz. Biz ele alıyorsak edebî bir şekilde alırız. Döndüm kendime dedim ki: "Lan sen ne anlarsın edebiyattan? Okuduğunu söylediğin kitapların kaçı hakkında iddialı tartışmalara girebiliyorsun? Kaç tanesi hakkında adam akıllı bir fikir geliştirdin? Kendine özgün kaç tane cümle kurdun? Edebiyat kim, sen kim?"&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Kendi kendimin ağzıma sıçmıştım resmen (bu sözcük de çok sinir bozucu). Serseme bağlamıştım. Utanmasam (-15) santigrad derecelik soğukluğa (sıcaklığa) aldırmayıp, altımda kapri, üzerimde turuncu bir tişörtle sokağa atlayıp "Kimim ben?!?!?!" diye bağıracaktım. Ama tuttum kendimi (içsel anlamda). Kendim bana döndü ve şu cümleyi kurdu bütün bu olanların üzerine: "Elbet ben de biliyorum bütün bu söylediklerini. Alengirli cümleler kurmak için saçmaladığımı. Bu konuda kibirli olduğumu. Zor beğendiğimi çünkü beğenilebilir şeyler üret(e)mediğimi. İnsanların beğenilerini hor gördüğümü. Aslında insanları sürekli hor gördüğümü. Edebiyatı sevmediğimi. Aslında hemen hiçbir şeyi sevmediğimi. Belki de -büyük olasılıkla- sevmeyi bilmediğimi. Bunları biliyorum ben. Sen benim zaten bildiğim şeyleri bana söyleyerek neyi amaçlıyorsun, onu merâk ediyorum."&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Kendimin kurduğu bu cümleler yenilir yutulur cinsten değildi. (Hâlâ da değil ya, neyse, uzatmayalım.) Döndüm kendime: "Kendini acındırmaya kalkışma lan göt! Diyeceğin varsa, işte mecra. Söyle ne diyeceksen burada."&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Daha sonra şunu fark ettim. Kendimle konuştuğuma göre bu ikisi ayrıktılar. Yani aslında beni tanımlayan bu iki olgu, ancak bir araya geldikleri zaman beni oluşturabiliyorlardı. Bütün çekişme aslında bunun içindi. Yani benim ben olabilmem için kendimle aramdaki "mesafe"yi yok etmem gerekiyordu. Çünkü biliyordum ki iki nokta ancak ve ancak aynı anda aynı koordinatta olurlarsa aynı nokta olurlardı. Kendimi alıp kendi içime koymam gerekiyordu. Kendimle bir olmalıydım. Bu ikisini birleştirip, yani aradaki mesafeyi sıfırlayıp bir "bir" hâline getirmeliydim. Bütün iş bu "bir" olabilmek işiydi aslında. Yıllardır bildiğim bir şeyi kendime tekrar ifade etmiş oluyordum böylece. İnsan bazı durumlarda, bir şeyi ne kadar iyi bildiğini iddia ederse etsin, bu bilgisini sesli olarak duymadıkça (ya da dile getirmedikçe), o bilgiye inanmak gelmiyor içinden. İçinde kaldıkça, yalanlaşıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Geriye de diyecek bir şey kalmıyor çoğu zaman. O noktada da susuluyor işte. Belki de yalanlaşmak tercih ediliyordur içten içe. Kişi, kendisiyle bir türlü barışamıyor zaten. (Gel de konuyu diyalektiğe bağlama şimdi!)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Bağlamayacağım. Konuyu diyalektiğe getirmeyeceğim, ama götüreceğim.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Gideceğim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-1287429352269632754?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/1287429352269632754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=1287429352269632754&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/1287429352269632754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/1287429352269632754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/11/mesafe.html' title='&quot;Mesafe&quot;'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1l4HwCKfyvI/TtQOjqtU5FI/AAAAAAAAA8U/uLtsMyO_6W4/s72-c/00.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-6170327893042783674</id><published>2011-10-29T12:05:00.001+03:00</published><updated>2011-10-29T12:06:22.464+03:00</updated><title type='text'>Not'suz Metin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Bir arkadaşımın "İçinde &lt;span class="commentBody" data-jsid="text"&gt;&lt;b&gt;çay&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;tramvay&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;İstanbul&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;ışık&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;yedi sene&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;hiç&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;fotoğraf&lt;/b&gt; geçen bir metin yaz." demesi üzerine yazdığım bir metindir:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="commentBody" data-jsid="text"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="commentBody" data-jsid="text"&gt;Oturmuş çay içiyorduk beraber. Istanbul'da bulunduğum günler hakkında lâfladık biraz. Orada (Galata Kulesi'nin tepesinden) çektiğim fotoğraflara bakıyorduk. Aslında ben gösteriyordum, o bakıyordu. Güneş tepede olduğu ve çekimleri cep telefonumla yaptığım için ışık biraz sıkıntılıydı fotoğraflarda ki o da bunu dile getirdi. Sanki kendisi çok iyi bir fotoğrafçıymış gibi...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; O sırada uzaktan geçen tramvayın sesi duyuldu. Benden tam yedi sene evvel doğmasından sebep benden yedi yaş büyük ağabeyimin beni araması da o âna denk geldi. Tramvaya mı, yoksa cep telefonuma mı odaklanacağımı bilemedim ilk anda. Fakat tramvayın sesinin kesilmesi, bununla birlikte telefonunkinin kesilmemesi karar vermemi kolaylaştırdı ve telefona cevap verdim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Cevap vermiş olduğumdan konuştuğum anlaşılmasın: Ağabeyim tek cümle söyledi, ben de onu dinledim. Sonra ağabeyim telefonu kapattı ve ben onun yüzüne şu mısraları mırıldadım:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; "Sizin hiç babanız öldü mü?"&lt;/span&gt;&lt;span class="commentBody" data-jsid="text"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-6170327893042783674?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/6170327893042783674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=6170327893042783674&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/6170327893042783674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/6170327893042783674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/10/bir-arkadasmn-icinde-cay-tramvay.html' title='Not&apos;suz Metin'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-1524621586258702839</id><published>2011-09-15T15:50:00.000+03:00</published><updated>2011-09-15T15:50:12.027+03:00</updated><title type='text'>Eşya</title><content type='html'>Denecek şeyler var&lt;br /&gt;Dilin ucunda&lt;br /&gt;Söylense utanılacak&lt;br /&gt;Söylenmese -belki- unutulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmesi gerekiyor mu? (Bilmiyor)&lt;br /&gt;Susmak iyi mi? (Bilmiyor)&lt;br /&gt;Birasına yumularak düşünüyor.&lt;br /&gt;-Senin bir şeyin mi var?&lt;br /&gt;-Karnım aç!&lt;br /&gt;(Gülerler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denecek şeyler var&lt;br /&gt;Dilinin ucunda&lt;br /&gt;Diyemiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-1524621586258702839?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/1524621586258702839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=1524621586258702839&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/1524621586258702839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/1524621586258702839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/09/esya.html' title='Eşya'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-6346799770527681826</id><published>2011-08-31T01:41:00.002+03:00</published><updated>2011-09-01T12:53:23.737+03:00</updated><title type='text'>Sizi anlıyorum ve sizi anladığım için kendimden utanıyorum.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sizi anlıyorum ve sizi anladığım için kendimden utanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsanları sevmek zorunda değilim. Hiç kimseyi sevmek zorunda değilim. Bu, söz konusu kişi Atatürk olsa da, böyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sürekli gittiğim kafenin (Salkımsöğüt) karşısındaki kafeye, orada oturan bir arkadaşımın daveti üzerine konuk oldum. İki gün içerisinde çektiğimiz iki farklı kısa film hakkında sorulan soruları cevaplamam üzerine gelişen sohbet, fanzin konusu üzerine gelip takıldı ve bir süre bu noktada devam etti. Salkımsöğüt'te oluşturmaya çabaladığımız Fanzin Arşivi'nden sohbet doğrultusunda örnekler sunabilmek için birkaç adet fanzin seçtim ve onlar üzerinden konuşmanın devam etmesini sağladım. Konu, daha sonrasında, popüler yayımlara, TV'lerde yapılan programlara, günlük gazetelerdeki ve ana haber bültenlerindeki haberlerin sınırlan(dırıl)mış yayımcılığına kaydı. Buradan hareketle &lt;b&gt;&lt;i&gt;fanzinin, herhangi bir şekilde kendini beğendirmek kaygısında olmadığını, içsel bir varoluşun bir tür dışavurumu olduğunu&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; ortaya koymaya çabaladım. &lt;i&gt;&lt;b&gt;Fanzin çıkarmanın (kendi fikrimce) bir provokasyon olduğunu, insanları rahatsız etmek bir amaç güttüğünü, ortaya konulanın, ulaştığı kişide bir tepki yaratıp yaratmaması ile ilgilendiğini&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; düşündüğümü söyledim. O nedenle ambalajın önplanda olmadığını vurguladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O sırada masamıza tanımadığım bir adam geldi ve benimle tokalaştı. Adını hatırlamadığım bu adam konuşmalarımdan hoşlandığını ve oturduğum kafedeki insanlara karşı önyargısından dolayı (kafenin sahibinin TKP Samsun Örgütlenmesi İl Başkanı ve oraya gelen insanların hemen hepsinin komünist olması, bu önyargının sebebidir.) oraya gelip de insanlarla konuşamadığını anlattı. Bense, böyle bir duruma gerek olmadığını dile getirdim. Gayet güzel bir şekilde gidip orada insanlarla sohbet edebileğini söyledim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konu oradan Mahir Çayan'a ve Deniz Gezmiş'e geldi. Bu milletin onlarla övünmesi gerektiğinden dem vuruldu ve öldükten sonra kıymete binmelerinin de bir çelişki olduğu söylendi. Örnek olarak Amy Winehouse verildi ki ben, daha iyi bir örnek olduğunu düşündüğüm, şarkıcılığını çok da beğenmediğim, Kerim Tekin'den bahsedip, Zerrin Özer'in hâlâ onun ajitasyonunu yaptığını, çünkü ölüsevici olduğumuzu söyledim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Masaya davet edildiğim sırada orada oturmakta olan bir başka genç "&lt;i&gt;Tayyip ölse de biz de onu sevsek.&lt;/i&gt;" dedi ve devamını ise "&lt;i&gt;arada bir mezarına işemeye ve sıçmaya bile gidebileceğini&lt;/i&gt;" şeklinde getirdi. Ben: "&lt;i&gt;Ama sıçma, gübre olur da mezarınde çimen biter.&lt;/i&gt;" diye tepki gösterdim fakat bunun anlaşıldığından emin değilim zira onu desteklediğimi düşünmüş olmalı ki bu lâfıma gülerek katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonrasında ben, beni masaya davet eden arkadaşıma dönüp "&lt;i&gt;kişi, kim olursa olsun, onun hakkında böyle düşünemeyeceğimi&lt;/i&gt;" söyledim ve devam ettim: "&lt;i&gt;meselâ Hitler hakkında bile böyle düşünemediğimi, yaptığı hiçbir eylemi onaylamadığımı, hatta yaptıklarının ve savunduklarının tamamen karşısında olduğumu düşünmeme rağmen, adamın ideolojisine ve bu uğurda verdiği savaşa inancının saygıyı hak ettiğini&lt;/i&gt;" iddia ettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Ama onlarca soykırım yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Yaptığı eylemleri onayladığımı söylemedim. Hiçbir şekilde onaylanabilir olduğunu da söylemedim. Hitler'i sevmiyorum ama gidip mezarına da işemem. Meselâ Atatürk'ü de sevmiyorum ama hakkında ileri geri konuşmuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu cümleyi sarf etmiş olmam sonucunda hafif bir kriz yaşandı. Masadaki insanlar karışık bir sırayla "&lt;i&gt;eğer o olmasaydı adımızın ecnebice olacağından, benim şu anda orada oturamıyor olacağımdan, şu anda burada konuşabiliyorsam onun sayesinde olduğundan&lt;/i&gt;" bahsettiler. Ben de "&lt;i&gt;eğer dinlerseniz neden böyle düşündüğümü de açıklamak isterim.&lt;/i&gt;" dedikten sonra, masaya daha sonradan gelmiş olan adam (ki konuşmalarımı beğendiğini söylemişti) "&lt;i&gt;demek ki sen de onlardanmışsın (kafedeki komünistlerden), kendini belli ettin, şu saatten sonra seni ne dinleyeceğim!&lt;/i&gt;" diyerek tepkisini ortaya koydu. Komünist olmadığımı söylediğimde ise, "&lt;i&gt;içten içe öyle olduğumu&lt;/i&gt;" iddia edip beni görmezden gelmeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beni masaya davet eden arkadaşım neden öyle düşündüğümü sorup cevabımı dinledi: "&lt;i&gt;Benim inandığım devrim halk tarafından örgütlenen, halkın yaptığı devrimdir. Atatürk'ün yaptığı tepeden inmeci bir devrimdir. 'Yarın şunu yapıyoruz, öbür gün bunu yapıyoruz.' diyerek yapılan devrime ben inanmıyorum. Atatürk bu ülkede militarist bir devrim yapmıştır, halkçı değil.&lt;/i&gt;" Atatürk'ün halkçı olduğu iddia edildi ve ben: "&lt;i&gt;Halktan haberi olduğunu düşünmüyorum. Öyle ki, 1928 yılında (tarih konusunda yanılıyor olabilirim, hatta büyük olasılıkla yanılıyorum, düzeltilmesi gerekir fakat o anda bu şekilde kullandığım için bu şekilde yazıyorum.) halkın arasına karıştığında, halkın büyük çoğunluğunun hâlâ okuma yazma bilmediğini görmesini, halktan ne kadar da kopuk olduğuna bir örnek&lt;/i&gt;" olarak ortaya koydum. Arkadaşım: "&lt;i&gt;Ne yani, Atatürk o devrimi yapmasaydı da anamızı Ermeniler mi dürtükleseydi?!&lt;/i&gt;" deyince ve ben masaya geldiğimde masada oturmakta olan gencin onunla tokalaşıp, onu tebrik etmesi neticesinde, ben de kendimi tutamayarak "&lt;i&gt;Türk askerleri de Doğu'da Kürtleri sikmiyorlar mı?&lt;/i&gt;" dedim. (Bütün içtenliğimle itiraf ediyorum ki böyle bir cümleyi kurduğum için, ırkçı bir soruya ırkçı bir soruyla cevap verdiğim için, kendimi her ne kadar bu konuda eğitmeye çabalasam da sinirlerime hâkim olamayıp da bu cümleyi sarf ettiğim için çok utanıyorum ve bütün insanlıktan özür diliyorum.) Masaya daha sonra oturan adam "&lt;i&gt;Neden terbiyesizleştiğimi, Türk askerlerinin verdiği şehitlerin yanında, Türk askerlerine kelle diyen Tayyip'in ifadesiyle, alınan kelleleri mi savunduğumu, ...(burada bir şey daha dedi fakat anımsamıyorum, yalan söylemiş olmamak için bu şekilde burakıyorum) &lt;/i&gt;" sordu. Bense "&lt;i&gt;Doğru diyorsunuz, ben artık bu masada oturmasam daha iyi.&lt;/i&gt;" deyip arkadaşıma ve kafe sahibine kafamla selâm vererek, oradan uzaklaştım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Atatürk'ü sevmiyor olduğumu dile getirmem bile olayın buraya gelmesini sağlıyorken, kim için, ne için, neye inanmam, kimle, ne uğruna savaşmam gerektiğini düşünmeye başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hâlâ düşünüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-6346799770527681826?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/6346799770527681826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=6346799770527681826&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/6346799770527681826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/6346799770527681826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/08/sizi-anlyorum-ve-sizi-anladgm-icin.html' title='Sizi anlıyorum ve sizi anladığım için kendimden utanıyorum.'/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-2421249698711437483</id><published>2011-08-11T12:14:00.002+03:00</published><updated>2011-08-11T13:27:39.998+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bugün -gerçek anlamda- hiçbir şeyin, hiçbir anlamı olmadığını fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terasa çıkıp bir sigara yaktım. Etrafıma bakındım. Günlerdir gündemden düşmeyen, &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25233891" target="_blank"&gt;açlıktan ölen Somalili insanları&lt;/a&gt; düşündüm: altı dakikada bir, bir insan ölüyor. Kadına yönelik şiddeti düşündüm: &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=%C5%9Fort+giydi%C4%9Fi+i%C3%A7in+dayak+otob%C3%BCste+yiyen+kad%C4%B1n" target="_blank"&gt;otobüse şortla bindiği için dayak yiyen voleybolcu kadını&lt;/a&gt; (kim bilir duymadığımız daha kimler, neler var). İki gece evvel TRT'nin bir kanalında yayımlanan &lt;a href="http://www.ankarahaber.com/haber/TRT-den-sok-eden-Tosun-Pasa-sansuru/91218" target="_blank"&gt;Tosun Paşa'nın hamamda şarkı söylendiği sahnesinin makaslanmasını&lt;/a&gt; düşündüm: Bütün film elli beş dakikaya sığdırılacak kadar makaslanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasikler makaslanıyor, kadınlar dövülüyor, çocuklar açlıktan öl(dür)üyorlar. "Neden?" diye düşündüm: Mantıklı bir neden bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sinirlendim. Çok sinirlendim. En çok da elimden bir şey gel(e)miyor olmasına sinirlendim. Oturuyordum işte sandalyede. Monitöre bakıyordum. Ya da solumda duran kitabı alıp, ayracın ön yüzünün baktığı taraftan okumaya, kaldığım yerden devam ediyordum. Buradan bakınca her şey biraz da istediğim gibiydi işte. Kendimi, toplumdan/toplamdan soyutlayabiliyordum tek bir el hareketiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yetmiyordu. Eksik olan bir şey vardı. Televizyonda, internette, gazetelerde &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25239729/" target="_blank"&gt;İngiliz anarşistleri&lt;/a&gt; görüyordum. Ben, sadece, oturuyordum. En çok kendime kızıyordum. Elimden başka şeyler de gelsin istiyordum: Gelmiyordu. Gelsin istiyordum: Gelmesini sağlayamıyordum. Sebep: Korkuyordum. Korktuğum için kendimden tiksiniyordum. Korktuğum için başkalarını da kendimden tiksindiriyordum. Hatta sevgilim, bunun için beni terk ediyordu. Ama "&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="https://twitter.com/#%21/etilen/status/100664853693345792" target="_blank"&gt;it's so naturel to be afraid.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" diyordu birisi bir yerlerde. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0104782/" target="_blank"&gt;Léolo&lt;/a&gt;'yu izliyordum ben, yine son derece güvenli evimde. Bir arkadaşından dayak yediği içiin kaslarını geliştiren abisi, dayak yediği arkadaşıyla tekrar karşılaştığı vakit, kaslarını göstererek onu (arkadaşını) korkutmayı deniyordu fakat yine de dayak yiyordu. Ve Léolo, "&lt;b&gt;&lt;i&gt;O gün korkunun içimizdeki derin kuytularda yaşadığını ve bir kas dağının ya da binlerce askerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" anlıyor, benim de dilime tercüman oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben internette yazınmaya devam ediyorum. &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/" target="_blank"&gt;Ekşi Sözlük&lt;/a&gt;'e giriyor, askerliği tecil ettirmek için neyin gerekli olduğunu araştırıyorum. O da bana "&lt;b&gt;&lt;i&gt;zamanında tecil ettirmezsen &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=bakaya" target="_blank"&gt;bakaya&lt;/a&gt; suçunu işlemiş olursun.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;" diyor. Bakaya suçunu işlemek istemiyorum. Belgelerimi alıp askerlik şubesine gidiyorum. "&lt;b&gt;&lt;i&gt;Eylül'de gel&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;." diyorlar. Eylül'e kadar korkmaya devam edeceğimi bilerek Salkımsöğüt'e geliyor ve bu satırları yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;10.08.2011 &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-2421249698711437483?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/2421249698711437483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=2421249698711437483&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/2421249698711437483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/2421249698711437483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/08/bugun-gercek-anlamda-hicbir-seyin.html' title=''/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8324005508191297523.post-7589317868941941098</id><published>2011-08-09T12:00:00.003+03:00</published><updated>2011-08-09T12:10:19.436+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yeniden başlayacağız sanırım. Sıkıntılar birikti, suratına tükürülecek bir mecra lâzım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8324005508191297523-7589317868941941098?l=iruneach.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://iruneach.blogspot.com/feeds/7589317868941941098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8324005508191297523&amp;postID=7589317868941941098&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/7589317868941941098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8324005508191297523/posts/default/7589317868941941098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://iruneach.blogspot.com/2011/08/yeniden-baslayacagz-sanrm.html' title=''/><author><name>iruneach</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05398950169454054578</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://2.bp.blogspot.com/-JbAgmkxLTxo/TiIFTjGn0XI/AAAAAAAAA5A/t95b2qrGHo8/s220/2011.05.17%2B%25281%2529.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
